Sonbahar Ateşleri, Irène Némirovsky
Irène Némirovsky’nin ölümünden sonra yayımlanan yapıtlarından biri olan ‘Sonbahar Ateşleri’, iki büyük dünya savaşının hem insanlar hem de toplumlar üzerinde yarattığı değişimleri sarsıcı bir biçimde betimler. Ruhsal çözümlemeleri, canlı tasvirleri ve etkileyici anlatımıyla eser, insan doğasının ne denli çok boyutlu olduğunu da okurlarına hatırlatır.
“Neşeli bakışlı, çok güzel kara gözleri vardı. Kocası onu beş parasız bırakmıştı; kızı, Thérèse’in annesi yirmi yaşında ölmüştü; damadı sayesinde geçiniyordu; fakat hiçbir şey neşeli mizacını bozamamıştı.”
Meçhul Kuvvetlere Kurban, Selim Nüzhet Gerçek
Selim Nüzhet Gerçek’in mistik polisiye romanı ‘Meçhul Kuvvetlere Kurban’, uzun yıllar Mısır’da yaşayan ve bu ülkenin tarihine, kültürüne ve mitolojisine meraklı Agâh Paşa’nın İstanbul’daki yalısında, seçkin bir toplantı sırasında gerçekleşen cinayetin soruşturmasını anlatır. “Timsahlı İğne Cinayeti” olarak kayıtlara geçen bu vakayı, Savcı İrfan Efendi’nin ardından ruh çağırma, hipnoz ve fal bakma gibi yetenekleri olan İhsan Avni Bey devralacaktır.
“Eski Mısır kalıntılarıyla meşgul olanlar, Makdubeş’te bulunan şeylerin genellikle garip garip olaylara sebep olduğunu bildikleri için daima dikkatli davranırlar. Bunu bir masal saymayınız.”
Karanlık Aydınlanma, Arnaud Miranda
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’nın ilgi çekici ve bilgi dolu “21. Yüzyıl Kitaplığı” dizisinin bir üyesi olan ‘Karanlık Aydınlanma’, neoreaksiyon kavramını etraflıca ele alır. Bu entelektüel kümelenmenin ayrıntılarını ve başlıca aktörlerini de araştırır. Neoreaksiyonun günümüzdeki yükselişiyle ortaya çıkan başlıca siyasal meseleleri inceleyen eser, yazarı Arnaud Miranda tarafından geliştirilmesi gereken bir keşif çalışmasının ilk taşı olarak tanımlanır.
“Karanlık Aydınlanma ya da neoreaksiyon hareketi –bu kitabın izleklerinden biri de budur– her şeyden önce dijital bir karşı-kültürdür. Bu nedenle, neoreaksiyoner düşüncenin tarihini yazmaya, haritasını çıkarmaya ve analizini yapmaya gecikmeden başlamak gerekir.”
Lizbon’a Gece Treni, Pascal Mercier
Ana karakteri Raimund Gregorius’un duyduğu Portekizce bir kelimenin ardından yaşadığı şehri ve düzenli hayatını terk edip bilinmezliklerle dolu bir yolculuğa çıkmasıyla başlayan ‘Lizbon’a Gece Treni’, okurlarını içsel bir yolculuğun konuğu yapar. İnsanın kendi hayatını sorgulaması üzerine çarpıcı bir eser olan kitap, geç kalınmış bir hayatın hâlâ değiştirilebilir olup olmadığını araştırır.
“Ne yapmış olursa olsun, hayatta kalması için kendisine yardım edilmesine herkesin hakkı vardır. Kişi olarak vardır, insan olarak vardır.”
Pasajlar, Walter Benjamin
Benjamin’in tamamlanmamış başyapıtı ‘Pasajlar’, 19. yüzyılın kültürel açıdan detaylandırılması niteliğindedir. Benjamin, bütün bir dönemin kültür tarihini, genellikle çok fazla dikkat edilmeyen ayrıntılardan yola çıkarak ele alır. Adını hem kısa yazılardan oluşmasından hem de yapıt olarak pasajlardan alan eser, Tekniğin Olanaklarıyla Yeniden Üretilebildiği Çağda Sanat Yapıtı ve 19. Yüzyılın Başkenti Paris gibi önemli metinleriyle de pek çok farklı konuya değinir.
“Zaten bizden öncekilerin içinde yaşadıkları havadan hafif bir esintiyi biz de duyumsamaz mıyız Kulak verdiğimiz sesler içerisinde, artık susmuş olanların yankısı da yok mudur?”
Rebecca, Daphne Du Maurier
Daphne du Maurier’in okurlarını tekinsizlik hissinin ve kasvetin hâkim olduğu bir evde gezdirirken evlilik kurumunun saklı öznesini ortaya çıkardığı eseri ‘Rebecca’, ünlü yönetmen Alfred Hitchcock tarafından da aynı adla sinemaya uyarlanmıştır. Gotik edebiyatın usta ismi du Maurier, her eserinde olduğu gibi Rebecca’da da iki dünya arasına sıkışmış, kendilerine çıkış yolu arayan karakterleriyle okurlarını bu arayışın bir parçası hâline getirmeyi başarır.
“Çok mu hassassınız, çok mu naifsiniz, o takdirde sözcüklerdeki dikenleri, iğneleri daha fazla fark edersiniz.”
Okumaz Yazmaz, Ágota Kristóf
Ágota Kristóf’un tek otobiyografik metni ‘Okumaz Yazmaz’, yazarın yirmi bir yaşında sığınmacı olarak yerleştiği İsviçre’de ona hâkim olan yabancılık hissini, duygu ve düşüncelerini çarpıcı kısa cümlelerle kaleme aldığı eseridir. Hâkim olamadığı, dolayısıyla aidiyet hissedemediği, okuyup yazamadığı bir dille tanışmasının ardından yaşadığı ötekilik duygusuyla baş etme çabası, kitabın satırlarına yansır.
“Okuyorum. Hastalık gibi bir şey bu. Elime ne geçerse, gözüm neye değerse okuyorum: dergiler, okul kitapları, ilanlar, sokakta bulduğum kâğıt parçaları, yemek tarifleri, çocuk kitapları. Kâğıda basılmış ne varsa.”
Sana Gül Bahçesi Vadetmedim, Joanne Greenberg
Greenberg’in kendi yaşamından yola çıkarak kaleme aldığı ‘Sana Gül Bahçesi Vadetmedim’, içine doğduğu dünyanın kurumlarıyla bağdaşmayı öğrenemeyen on altı yaşında bir kızın öyküsüdür. Sarsıcı konuları ele alış biçimiyle okurlarını “normal” kavramını sorgulamaya davet eden eser, ruhsal hastalıklarla yaşayan insanların iç dünyalarına dair de önemli gözlemler barındırır.
“Sana hiçbir zaman gül bahçesi vadetmedim ben. Hiçbir zaman kusursuz bir adalet vadetmedim. Ve hiçbir zaman huzur ya da mutluluk da vadetmedim. Sana ancak bütün bunlarla savaşma özgürlüğüne kavuşmanda yardımcı olabilirim.”