BİTMEYEN GÖKYÜZÜ
BİTMEYEN GÖKYÜZÜ, iki yaşlarındaki bir kız çocuğunun, Meta’nın büyüme ve hayatla tanışma hikâyesidir.
Meta anne babasıyla ormandaki evlerinde yaşar. Burası, hayvanları, bitkileri, eksik olmayan gidip gelenleriyle harika olduğu kadar, merak uyandıran, araştırılıp keşfedilecek koskoca bir dünyadır. Meta bütün duyularını sonuna kadar açarak bir yanda güzelliklerle bir yanda da çelişkilerle, çatışmalarla dolu bu dünyayı anlamaya gayret edecek, hayalinde yarattıkları ile gerçeklerin birbirlerinden ne denli uzağa düştüğünü her yeni deneyimde bir daha keşfedecektir.
Marlen Haushofer bu romanında, büyük bir hayal ve kuvvetli bir gözlem gücüyle, göğü hiç tükenmeyen o dünyayı, çocukluğunun dünyasını anlatıyor.
CEPTEKİ PARA
Maggie ve Kurt toplumun kıyısında, şehir dışında bir çiftlikte yaşayan, zar zor geçinen bir çift. İlişkileri zamanla yıpranmış, birbirlerine soğumuşlar. Kızları Sofie’nin evi terk etme vakti geldiğinde ikisi de ayrı ayrı derin bir boşluğa düşüyor. Ancak bir türlü sorunun adını koyamıyorlar.
Yaklaşık on sene önce, “İskandinav Yıldızı” adlı yolcu taşıyan feribot alev alıp batmış. Kazada 159 kişi ölmüş. Felaket Danimarka ve Norveç için ulusal bir travma haline geliyor. Dahası asla çözümlenmemiş bu olayın bir kaza değil de ülkenin önde gelen sigorta şirketinin para kazanmak için düzenlediği, kontrolden çıkan bir kumpas olduğu yönünde güçlü deliller ortaya çıkıyor.
Maggie ve Kurt’un yıpranan ilişkisi ile kaza süsü verilmiş bir yangın... Bu iki vaka arasında nasıl bir ilişki var? Para hayatlarımıza nasıl etki eder? Büyük şirketler özellikle toplumun alt kesimindekilere, yani devletin terk ettiklerine ne gözle bakarlar?.. Asta Olivia Nordenhof çarpıcı romanında bu zor sorulara yanıt arıyor.
Yayımlandığında PO Enquist ve Avrupa Birliği Edebiyat Ödülü’nü kazanan ve on sekiz dile çevrilen Cepteki Para, büyük yankı uyandıran İskandinav Yıldızı dizisinin ilk kitabı olarak düzenin alaşağı ettiği, kullanıp attığı insanları ve yozlaşan hayatları anlatıyor.
İSKELE
“Ama ayrılınca bile, bir sonraki adım neyse, ona doğru ilerlerken bile, önceden kalan hâlâ orada, geçmişte. Ona riayet ederek onu kutsadık ve sonra peşini bıraktık. Ayrılıyoruz ama o hâlâ var. İşte bu yüzden kendime hiçbir zaman ayrılıkla mücadele etme dedim. Ayrılık, en korktuğumuz iki şeyden biri. Diğeri ise bir araya gelmek.”
Paris’te bir daire, iki farklı zaman dilimi ve mekânı saran bir iskelenin ardında yankılanan iki kadının hikâyesi... Psikanalist Anna, bina restorasyonunun ve evliliğindeki sessiz mesafelerin ortasında kendi arzularını ve kayıplarını anlamlandırmaya çalışırken; yıllar önce aynı dairede yaşayan Florence, kendi zaman diliminde hem politik tutkularıyla hem de ilişkisindeki dönüşümle yüzleşmektedir.
Lauren Elkin, İskele’de aynı dairenin geçmişini ve bugününü paylaşan iki kadının dünyasını iç içe örüyor. Bir yanda psikanaliz odasındaki mahrem seanslar, entelektüel hesaplaşmalar ve bedensel arzular; diğer yanda politik çalkantılar, özgürlük arayışı ve sadakat sınavları. Psikanalizin soğuk neşterini bedensel arzunun ve ilişkilerin sıcaklığıyla birleştiren bu roman, ilişkilerimizin bizi nasıl ayakta tuttuğunu ve zamanı gelip de o iskeleler söküldüğünde geriye ne kaldığını sorgularken bir yandan da suçluluk, kayıp ve kendimizi yeniden inşa etme süreçlerimize dair sarsıcı bir anlatı sunuyor.
ÜÇ YIL SONRA
Kuyu serin ve çok güzel görünüyor.
Yok, Yusuf Mısır’a gitmiyor.
Ormanın derinliklerinde sırra kadem basan bir adam... Üç yıl sonra kaybolduğu ormanda yeniden bir araya gelen ailesi... Kaybolan kardeşin hatırası için yapılan iki günlük orman yürüyüşü bir anma ritüelinden ibaret değildir. Kız kardeş, kaybolanın bir gün aniden çıkıp geleceğine inanırken kadim mesel köyün delisinin haykırışıyla diriliyor: “Yakub öldü. Yusuf Mısır’a gitti.”
Ömer F. Oyal, Üç Yıl Sonra ile mevsimlerin döngüsüne göre yaşamakta ısrar edenlerle çağımızı karşı karşıya getirirken doğayı deneyimleyişimizi ve ufkumuzun dışına itilen yerelliğe bakışımızı da tartışıyor.
Bir tapınakta Tanrı’ya ya da tanrılara yakarabilirsiniz, dileklerde bulunup merhamet ve af dileyebilirsiniz. Ormana ise sadece kulak kabartabiliriz ve işittiğimiz kendimizden başkası değildir. Herhangi bir tapınak söz konusu olduğunda da durum bundan farklı değil. Yine de tapınaktan farklı olarak ormandan bir şey dileyemezsiniz, kayıp oğlun ölüsünü bile...
BİR GÜN BUNU HATIRLAYACAĞIM
Günlükler 1987-1995
“Geçen sene acılar içinde kendime yalnızlık disiplinini öğrettiğim ve bir tür özgürlüğü öğrendiğim yerde, özgürlüğümden tekrar vazgeçtiğimi, onu bile isteye bıraktığımı, onu bu AŞK denen esaretle, zamana ve bir başka insana esir olmakla takas ettiğimi kabul ediyorum.”
Helen Garner’ın okurlar ve eleştirmenlerin büyük ilgisiyle karşılanan üç ciltlik günlüklerinin ikinci cildi Bir Gün Bunu Hatırlayacağım, yazarın 1987-1995 yılları arasında tuttuğu notlardan oluşuyor.
Bir başka yazarla yaşanan fırtınalı ilişkinin başrolde olduğu bu ciltte, romanlara özgü bir sürükleyicilikle kayda alınmış deneyimler var: Yeni bir kitaba başlamanın heyecanı ve tedirginliği; hayatı bir başka yazarla paylaşmanın zorlukları; aşkın veya kendine ait bir odanın peşinde evden eve, şehirden şehre taşınmalar; bazen ölümler veya küslükler yüzünden kaybedilen, bazen de yoğunlukla sürdürülen dostluklar; dünyanın gürültüsü ve şiddeti karşısında sığınılan kitaplar, müzikler, filmler, maneviyat arayışları; gökyüzü ve yeryüzünün renklerine yönelik canlı bir dikkat...
KİTAP-LIK 244 / EKİM – ARALIK 2026
Kurmacada Bir Kurum: Aile
Yapı Kredi Yayınları’nın üç aylık edebiyat dergisi kitap-lık’ın Ekim-Aralık 2026 tarihli 244. sayısı Kurmacada Bir Kurum: Aile dosyasıyla açılıyor. Bilge Ulusman, Başak Deniz Özdoğan ve Gürsel Korat’ın yazılarında kurmaca edebiyatta aile işleniyor. Mehmet Can Doğan’ın “Yusuf Ziya Ortaç’ın Eğreti Oyunları” araştırması; Mehmet Rifat’ın “Siyasal Davranış Biçimleri: Proust-Camus-Barthes” yazısı bu sayının öne çıkan sayfaları.
Hasan Bülent Kahraman ve Metin Kayahan Özgül söyleşileri; Nihat Ziyalan, Ömer Erdem, Yücel Kayıran, Enver Topaloğlu, İsmail Karakurt, Gülümser Çankaya, Soner Demirbaş, Alper Beşe, Nafia Akdeniz şiirleri; Cevat Çapan, İzzet Göldeli, Ethem Alpaydın, Eray Karınca, Gökhan Yılmaz, Nilgün Çelik, Deniz Gündoğan İbrişim, Çağla Özbek öyküleri; Abdülkadir Budak, Mukadder Özgeç, Faruk Turinay, Hülya Soyşekerci, Mustafa Ziyalan, Murat Batmankaya, Abdullah Ezik, Süleyman Kaymaz yazılarıyla derginin 244. Sayısındalar.
kitap-lık 34 yıldır iyi edebiyatın adresi.
NEDEN?
MERAKLI GENÇLER İÇİN 100 FİLOZOFUN HİKÂYESİ
Bir kedi dünyadaki varlığının anlamını sorgular mı? Bütün hayatımızı sürekli aklımızda tutabilir miyiz? Üzüntünün, sevincin azalmasından başka bir şey olmadığını fark ettiniz mi?
Mars’ta bir astronot ile bir Marslı aynı kraterin önünde durursa, ikisinin gördüğü aynı şey mi olacaktır?
Boş zamanlarında bile boş durmayan, çalışıp çabalayanlar makbulse, boş zamanlarını zevklerine göre oyun oynayarak, yıldızları seyrederek ya da şarkı söyleyerek geçirenler neyin nesidir?
Bir arkadaş, yağmurdan korunmaya yarayan bir şemsiye midir? Var olmayabileceğiniz de geldi mi hiç aklınıza?
Seçmemek de bir seçim midir?
Bilmediklerimiz, bildiklerimizden daha mı kıymetlidir?
Değişim olmasa ne olurdu?
Hayatımızı dolduran sayısız soru var. Felsefe soru sormak ve bunların üstüne düşünmek demek. Yeni sorular üretmeye, dünya felsefesine damga vuran 100 filozofla birlikte düşünmeye hazır mısınız?
Neden? – Meraklı Gençler İçin 100 Filozofun Hikâyesi size yeni kapılar aralıyor.
SUPERMAN: BİRİNCİ YIL
Dünya’ya Düşen Superman
Krypton’un çöken kulelerinden Kansas’ın pastoral tarlalarına, Atlantis’in sular altında kalmış ihtişamından Daily Planet’in kaotik enerjisine kadar El Hanesi’nin son oğlu Clark Kent’in efsanevi hikâyesi. Çizgi romanların en büyük iki sanatçısı Çelik Adam’ın kökenine dair cesur bir yeni vizyonu hayata geçirmek için güçlerini birleştiriyor.
Yazar Frank Miller (Batman: The Dark Knight Returns, Ronin, Sin City) ve çizer John Romita Jr. (Iron Man, The Amazing Spider-Man, Kick-Ass) Superman: Birinci Yıl ile genç Clark’ın dünyamızdaki yerini almak için katlanmak zorunda olduğu zorlukları yeniden canlandırırken hikâye anlatma yeteneklerini de ortaya koyuyor.
Güçlerinin ağır sorumluluklarını sınırsız olasılıklarıyla dengelemeyi öğrenirken Clark da tıpkı herkes gibi her bir ilişkisiyle insanlığını inşa etmeli. Süper güçlü bir maceradan daha fazlası, bir büyüme öyküsünden daha güçlü olan Superman: Birinci Yıl bu Amerikan ikonunun kahramanlık yolculuğunda seçim yapmanın önemini derinlemesine inceliyor.
NEŞELİ GÜNLER İLKOKULU
SPOR ŞENLİĞİ TAVUĞU
Neşeli Günler İlkokulu'nda her an HER ŞEY olabilir ve HER ZAMAN çok şaşırtıcı bir şey olduğu doğrudur.
Nasıl, o TAVUK çocuklarla mı yarıştı? EVET!
(Hem de o küçücük tavuk bacaklarıyla!)
Sınıfta bir KARINCA KRALİÇESİ mi var? EVET!
(Karıncalar ona bayılıyor!)
Öğle yemeğinde ZEHİRLİ SLIME mı var? EVET!
(Aman üstünüze sıçramasın!)
Peki öğrenciler ne yapacak dersiniz?
ÇOK AMA ÇOK EĞLENECEKLER!
Pamela Butchart’ın bu eğlenceli yeni okul hikâyesini Becka Moor resimledi. Kendinizi tutmayın, kahkahalarınızı hazırlayın!
BURASI BENİM ODAM
Şimdi kimin odasına geleyim, şöyle rahat bir uyku çekeyim?
Oki’nin çok güzel bir odası vardı ama odasında yalnız uyumak istemiyordu. Annesiyle babası, kardeşleri kendi odalarını çok seviyordu ve kimse onunla odasını paylaşmak istemiyordu. Bir akşam Oki herkesi odasına topladı ve neden uyuyamadığını anlatmaya başladı….