Andromeda, Therese Bohman
Herkes hız ve görünürlük peşindeyken edebiyata inanmaya devam etmek mümkün mü? Therese Bohman'ın Türkçeye çevrilen ilk romanı ‘Andromeda’, bu soruyu bir yayınevinin koridorlarında, genç bir stajyer ile dene-yimli bir yayın yönetmeninin ilişkisi üzerinden soruyor. Usul usul ilerleyen, ama uzun süre içinizde kalan bir roman.
“Onunla aynı şeyi hissettiğimizi anladım: O dönüştürücü okuma deneyimlerinden önce yaşamımızda bir eksiklik vardı ve onlardan sonrasında da hep olacaktı.”
Oblomov, İvan Aleksandroviç Gonçarov
İvan Aleksandroviç Gonçarov’un başyapıtı ‘Oblomov’, varlıklı bir toprak sahibi ailenin çocuğu İlya İlyiç Oblomov'un eylemsizliğini ve hayatın gerektirdiği çabadan kaçışını konu alır. Gonçarov, Oblomov'un karşısına çalışkan ve Batılı arkadaşı Ştoltz'u koyarak eski ve yeni Rusya’yı karşı karşıya getirir. Eser, 19. yüzyıl Rus soylusunu öyle güçlü yansıtır ki karakterin adı “Oblomovluk” kavramına dönüşerek günlük dile ve sözlüklere yerleşir.
“Biliyor musun Andrey, benim içimde ne yakıcı, ne de kurtarıcı bir ateş yanmadı. Hayatımda hiçbir zaman başkalarınınki gibi gittikçe renklenen, parlak bir güne çevrilen bir sabah olmadı. Benim hayatım, sönmüş başladı.”
Garip Meslekler Kulübü, Gilbert Keith Chesterton
Chesterton’ın 1905 tarihli eseri ‘Garip Meslekler Kulübü’, okuru Londra’da saklı kalmış tuhaf karakterlerin dünyasına götürür. Dönemin hızla değişen şehir yaşamının açtığı gediklerden sızarak geçimlerini bütünüyle “icat” sayılabilecek işlerle sağlayan kulüp üyeleri, alışılmadık bir yaratıcılığın temsilcileridir. Chesterton, Londra’nın ağır havasını, beklenmedik buluşlarla örülü, canlı bir mizah sahnesine dönüştürür.
“Bu tuhaf cemiyetle ilk karşılaşma insanda garip bir canlandırıcı etki uyandırırdı; dünyadaki on yeni mesleği ilk duyduğunuzda, mesela ilk defa bir gemi veya bir saban görmüş gibi olurdunuz.”
Gösteri Toplumu, Guy Debord
Sanat ve sinema alanına yaptığı radikal müdahaleleriyle ve kapitalizm üzerine teorik eleştirileriyle tanınan Fransız yazar, filozof ve sinemacı Guy Debord, ‘Gösteri Toplumu’nda kapitalizmle şekillenen tüketim ilişkilerinin bir gösteri biçimi yarattığını ve bu durumun dünyanın tek bir pazara dönüşmesiyle sonuçlanacağını savunur. Kitapta Debord’un gösteri toplumu üzerine geliştirdiği düşünceler, yıllar sonra aynı kavramları yeniden ele aldığı değerlendirmeleriyle birlikte okura sunulur.
“Gösteri, kendini tartışılmaz ve erişilmez devasa bir olumluluk olarak sunar. ‘Görünen şey iyidir, iyi olan şey görünür’ der, başka bir şey demez.”
Kuzenler, Aurora Venturini
Arjantinli yazar Aurora Venturini'nin ‘Kuzenler’ romanı, 1940'ların La Plata'sında yoksul bir ailede büyüyen dört kadını anlatır. Okuma yazma güçlüğü çeken Yuna, kız kardeşi Betina ve kuzenleri Petra ile Carina'nın çevresinde yoksulluk, aile içi şiddet, cinayet ve dışlanma yer alır. Yuna'nın ağzından anlatılan roman, kelimeleri öğrendikçe dili de değişen bir anlatıcının resme tutunarak kendine açtığı yolu izler.
“Ama bu mundar dünyada her şey geçer. Bu yüzden hiçbir şey ya da hiç kimse için çok fazla üzülmek mantıklı değildir.”
Muhabbet, Virginia Evans
Virginia Evans’ın sıra dışı anlatımıyla dikkat çeken kitabı ‘Muhabbet’, 70’li yaşlarındaki ana karakteri Sybil’in hayatını klasik bir roman kurgusuyla değil, yıllar boyunca yazdığı mektuplarla anlatır. Her bir mektupta geçmişe doğru yol alınır, dağılan parçalar birleşir ve kırılan kalpler onarılır. Yoluna devam edebilmek için önce kendini affetmesi gereken bir kadının pişmanlığını ve sevgisini her satırda yoğun biçimde hissederiz.
“Çoğu insan gerçeği duymak istediğini söylese de aslında bunu istemez. Eğer onlara gerçeği söylerseniz ağzınızdan çıkan hakikat, kendi kuyruğunu yutan bir yılan gibi geri dönüp sizi ısırır.”
Beni Bir Temiz Dövseler, Başar Başarır
Başar Başarır’ın pişmanlıkların, kaçırılmış fırsatların, aile bağlarının ve insanın kendinden kaçma arzusunun hikâyesi olarak tanımladığı kitabı ‘Beni Bir Temiz Dövseler’, okurları tüm bu satırlara eşlik ederken İstanbul’un ve Roma’nın el değmemiş katmanlarında gezdirir. Satır aralarında birçok tanınmış simayı da karşımıza çıkaran eser, geçmişe dönüp kendi kişisel tarihimizi temiz çekme isteğimize ayna tutar.
“Hakikaten bu kadın konuştu mu dağdan taş yuvarlar gibi sert konuşur, karşısındakinin canını yakamasa bile içini illaki cızlatırdı.”