Öngörülemeyen Bir Dünyada Yaşamak, Frédéric Lenoir
Fransız sosyolog, yazar ve felsefeci Frédéric Lenoir, ‘Öngörülemeyen Bir Dünyada Yaşamak’ adlı eserinde pandemiden yola çıkarak kriz zamanlarında nasıl yaşanacağını ele alıyor. Stoacılardan, Montaigne ve Spinoza'dan aldığı ilhamı sinirbilim ve psikoloji kaynaklı çağdaş düşüncelerle birleştiriyor. Lenoir bu kısa denemede krizi bir yıkım olarak değil, olgunlaşma imkânı olarak görüyor.
“Her kriz değişmek, hayata yeni bir yön vermek, değerler yelpazemizi gözden geçirmek ve esas olana yoğunlaşmak için fırsatlar sunar.”
Mantık Al-Tayr, Feridüddin Attâr
İranlı sufi şair Feridüddin Attâr'ın en tanınmış mesnevisi ‘Mantık Al-Tayr’, dünyadaki tüm kuşların kendilerine bir padişah seçmek istemesiyle başlar. Hüdhüd'ün önderliğinde padişahları Simurg'u aramaya çıkan kuşların yolculuğu üzerinden tasavvufun temelleri, önemli prensipleri ve tasavvufî yaşam inancı anlatılır. Eser, yolun ve yolculuğun sonunda insanın aradığı şeyin kendisi olduğunu vurgular.
“Mademki dünya durmuyor, geçip gidiyor; sen de geç. Onu bırak. Ona pek o kadar bakma. Bâki olmayan şeye gönül verenin gönlü asla diri bir gönül değildir!”
Ermişin Bahçesi, Halil Cibran
Halil Cibran'ın en sevilen yapıtlarından Ermiş'in devamı olan ve 1933'te yazarın ölümünden sonra yayımlanan ‘Ermişin Bahçesi’, on iki yılını Orphalese'te geçiren El Mustafa'nın doğduğu adaya, annesiyle babasının gömülü olduğu bahçeye dönüşünü konu alır. Uzun bir aradan sonra dokuz müridiyle bir araya gelen El Mustafa, onlarla hayat, ölüm, yalnızlık, zaman, özlem ve özgürlük üzerine derin sohbetler gerçekleştirir.
“Bazı anlar vardır, uzun ayrılık sürelerine denktir. Ama ayrılık zihnin tükenmesinden başka bir şey değildir. Belki de biz hiç ayrılmadık.”
İnsanın Anlam Arayışı, Viktor E. Frankl
Yirminci yüzyılın önde gelen psikiyatrlarından Viktor E. Frankl’ın kurucusu olduğu logoterapinin ilkelerini, İkinci Dünya Savaşı sırasında bir toplama kampındaki deneyimleri eşliğinde anlattığı kitabı ‘İnsanın Anlam Arayışı’, hayatın bizden ne beklediğini keşfetmenin önemini vurguluyor. Ailesini ve dostlarını kampta kaybeden Frankl, yaşamın amacının ne olduğunu sorgular ve en ağır koşullarda bile yaşamda bir anlam bulunabileceğini anlatır.
“Gelecekte bir hedef göremediği için kendini çöküşe teslim eden bir insan, geçmişe dönük düşüncelerle meşgul olmaya başlar.”
Sisifos Söyleni, Albert Camus
Albert Camus'nun ‘Sisifos Söyleni’, yaşamın yaşanmaya değip değmediği sorusuyla açılır. İnsanın öncelikle uyumsuzluğun bilincine varması, keşfettiği bütün anlamsızlığa rağmen direnmeyi seçmesi gerektiğini anlatır. Adını, her seferinde yeniden yuvarlanan taşı tepeye çıkarmaya mahkûm edilen Sisifos'tan alan kitap, umutsuzluğun değil başkaldırının metnidir.
“Düşünmeye başlamak, için için yenmeye başlamaktır. Bu başlangıçlarda toplumun fazla bir etkisi yoktur. Kurt insanın yüreğindedir. Yürekte aramak gerekir onu.”
Mağara, José Saramago
Bir edebiyat dehası olarak anılan Saramago'nun ‘Mağara’sı, üç kuşaktır çömlekçilik yapan Cipriano Algor'un ürünlerini alan tek yerin, insanların içinde çalışıp yaşadığı dev bir alışveriş merkezi olan Merkez'in plastiğe geçmesiyle başlar. Zanaatı elinden alınan Algor, sonunda Merkez'in içinde yaşamaya başlar. Tüketim odaklı günümüz ile üretimin hâlâ kıymetli olduğu bir dönemi kıyaslayan romanın adı, Platon'un mağara alegorisinden gelir.
“İnsanların sözcük dağarcıkları, yaşadıkları ve hissettikleri her şeyi ifade edebilmek için hala çok yetersizdir ve olasılıkla bir süre daha böyle kalacaktır.”
Siddhartha, Hermann Hesse
Hermann Hesse’nin başyapıtı kabul edilen ‘Siddhartha’, kuşaklar boyunca okunmuş; kendine yeni bir yol çizmek, yeni bir hayat kurmak isteyen herkes için başucu eseri olmuştur. Siddhartha’nın hayatın gerçek anlamını aramak üzere çıktığı yolculuğun sonunda hem o hem de okurlar artık bambaşka bir yerdedir. Öz benliğini bulma yolunda yaşadığı aydınlanmalar, her satırda hayata farklı bir pencereden bakma imkânı sunar.
“… Madem öğrenmeye yatkın birisin, şunu da öğren o zaman: Sevgi avuç açıp dilenilebilir, para pulla satın alınabilir, armağan olarak sunulabilir sana, sokakta bulunabilir ama haydutlukla ele geçirilemez.”
Yerdeniz Büyücüsü, Ursula K. Le Guin
Ursula K. Le Guin'in Yerdeniz takımadasında geçen kitabı, Roke'taki büyücülük okulunda kibri yüzünden dünyaya bir gölge salan genç Ged'i anlatır. Ego, kibir ve güç arzusu gibi sınavların karaktere etkisine değinerek ilerleyen ‘Yerdeniz Büyücüsü’, kendini keşfetmek üzerine bir yolculuktur. Bu keşif sırasında insanın karanlık yönlerini görmek, onlarla barışmak ya da en azından onları kabullenmek, büyümenin ilk ve en önemli adımlarından biridir.
“Bütün hayatımızı, aslında yapmaktan başka çaremiz olmayan şeyleri rızamızla seçmeyi öğrenmekle geçiriyoruz.”"