Attack On Titan
Dünyanın bir yerinde ve bir zamanda yine bir savaş varmış…
Savaşlar insanlık kadar eski ve görünen o ki, insanlık var olduğu sürece de hep olacak. İnsanlığın birbirini yok etme motivasyonunu anlamak güç diyorsanız, birazdan bahsedeceğim eseri izlemenizi veya okumanızı şiddetle tavsiye ederim.
Hücum Titanı. Böyle deyince elbette anlaşılmadı, orijinal adı Shingeki no Kyojin olan ve batıya Titana Saldırı ismiyle uyarlanan Attackt On Titan’dan bahsediyorum. Dünyayı kasıp kavuran, anime manga severlerin taparcasına takip ettikleri bu animeyi bir de benden dinleyin.
Benim anime severliğim Studio Ghibli ne yapsa izleyen ve genelde Akira, Berserk, Paprika, Ghost İn The Shell gibi kült işleri odağa alan bir pozisyonda. Yani gurmeyim diyemem. Zaten Attackt On Titan’a da bir arkadaşımın bitmeyen ısrarını sonlandırmak adına gönülsüzce başladım.
4 sezon toplam 89 bölümden oluşan diziye başladığımda, karşımda hiç de tahmin edilebilir, kolayca anlaşılabilir, rahat ve basit kurguda giden bir masal olmadığını gördüm. Belirsizlik, ihanet ve katliamla yoğrulmuş bir evrendeydim. Düpedüz savaşın ortasında kalmıştım. Kim dost kim düşman bilemez haldeyken, animeyle birlikte mangayı da okumaya başladım.
Mesele Orijinallik mi Yoksa Anlatının Gücü mü?
Eserde yazar Isayama’nın, Tolkien’in de cömertçe kullandığı İskandinav Mitolojisine birçok atıf yaptığını görüyoruz. Özellikle Yaratılış Mitinde ilk dev yani devlerin atası olan Ymir’in ilahi kardeşler Odin, Vili ve Ve tarafından öldürülmesi ve cesedinden evrenin yaratılması ile öldükten sonra gücü, kendi soyundan 9 kişi tarafından sürdürülen dev Ymir birebir örtüşüyor. Mitolojide Ymir'in etinden yeryüzü, terinden/kanından deniz, kemiklerinden dağlar, saçlarından ağaçlar, kafatasından gökyüzü, kaşlarından Midgard (yani orta dünya) ve beyninden kasvetli bulutlar yaratılmıştır.
Tolkien, Midgard'ı yani orta dünyayı olduğu gibi kullanmıştır, Hisayama’nın Midgard'ı ise Paradise adasındaki sur içidir.
Köle Ymir’in yuvarlanıp içine düşerek başka bir diyara geçtiği ağaç, yine 9 diyarı birbirine bağlayan devasa dişbudak Yggdrasil’in aynısıdır.
Eserlerin zenginliği orijinallikle değil de, üretme gücüyle büyüyor sanırım. Tüm hikâyeler anlatıldı, tüm senaryolar yazıldı belki, ama tek bir fikir başka zihinlerde bambaşka şekillerde yazılmaya devam ediyor.
Mitolojinin 9 diyarı, Attack on Titan’ın 9 güçlü titanı, Lotr’daki 9 yüzük ve 9 kardeşlik, Ragnarok’ta Thor’un Jörmungandr’ı öldürdükten sonra attığı son 9 adım…
Yazarın zamanın döngüselliği, seçilmiş kişi miti, kolektif bilinç ve bilinç aktarımı ögelerini kullanma biçimi oldukça etkileyici. Ama söylemeden geçemeyeceğim bazı noktalar var, bunu da fanların öfkelenme riskini göze alarak yapacağım.
Hikâyenin kurgusu ve karakter iç ses kullanımı benden tam puan alamayan noktalar. Hikâye zaten grift, kendiliğinden çok sürprizli, buna rağmen kurguya defalarca takla attırma gereği duyulmuş. Bu da akışı olması gerektiğinden daha karmaşık hale getirmiş bana göre. Öte taraftan iç sesler duygu anlatımından çok, seyirciye hikâyeyi anlatma refleksiyle yapılmış. Bir yanda seyirciye ya da okuyucuya komplex bir hikâye anlatma merakı bir yanda ise hikâye anlaşılmaz korkusuyla iç ses yazma telaşı… Bu, konu veya tür ne olursa olsun son derece rahatsız edici.
Dev Köle Ymir
Dediğim gibi dünyanın bir yerinde ve bir zamanda yine bir savaş vardır… Marley ve Eldia isimli iki ülke yıllardır savaşmaktadır. Köleliğin ve krallığın hüküm sürdüğü Eldia’da bir domuzu serbest bıraktığı için ölüme mahkum edilen Ymir isimli küçük bir kız çocuğu, canını kurtarmak için kralın askerlerinden kaçarken dengesini kaybederek bir ağacın kök bölgesindeki oyuktan içeriye düşer. Burası yerin altında adeta fantastik bir okyanustur. Ymir ölmek üzereyken bir canlı, muhtemel titan, onun omurgasına yapışır ve hayata döndürür.
O küçük kız artık metrelerce büyüklükte titana dönüşebilen bir canlıdır. Beklenen, krallığa dönüp onu ölüme mahkûm edenlere cezalarını vermesidir değil mi? Ancak Ymir bunun yerine, adeta ruhuna işleyen kölelik motivasyonuyla veya ancak son bölümde anlayabileceğimiz malum nedenle, gücünü krallığın hizmetine sunar.
Köle dev Ymir sayesinde titan gücüne kavuşan Eldia İmparatorluğu Marley’i yerle bir eder. Bununla da kalmaz, dünyadaki nüfusun çok büyük bir kısmını da yok ederek gezegenin tek hâkimi olur. Ymir ise gücünü sunduğu Eldia kralı Flitz ile evlenir ve bu evlilik titan genleri olan bir neslin yolunu açar. Ymir ve kral Flitz soyundan gelenler 9 farklı mahareti olan titan güçlerini ellerinde tutarlar ve nesilden nesile aktarırlar.
Ancak yıllar yıllar sonra krallığın varisleri dünyaya karşı kazanılmış bu gücün, insan neslini tüketmesi tehlikesine karşı soylarını geri çekme kararı alır. Dünyanın geri kalan insan ırklarıyla bir ateşkes anlaşması yapıp titan güçleriyle çevrili surlar inşa ederek Paradise Adası’na çekilirler. Titan soyundan gelen bu halkın hafızasını silerek nesilleri tükeninceye kadar adada yaşamaya mahkûm ederler.
Ancak bu tecrit sadece bir asır sürer. Surların içine mahkûm olan halk, dış dünyaya ve medeniyete dair hiçbir şey bilmezken, dış dünya ise Paradise Adası ve sakinlerini şeytanlaştırmıştır. Cennet adası, korkulan ve hiçbir surette yanına yaklaşılamayan bir cehennemdir.
Tecrit sürecinde adanın dışında kalan bir avuç Eldialı halk ise Marley’in kölesi olmuştur. Marley ateşkes hükümlerini hiçe sayarak elindeki Eldialı Titan güçlerini kendi ordusuyla birleştirmiştir. Böylelikle Marley, bir zamanlar dünyanın hâkimi olan Eldia İmparatorluğu’nun yerini almıştır.
İkinci sınıf vatandaş hatta ikinci sınıf insan muamelesi gören Eldialılar ise Marley’in gettolarında yaşayan, kendi soylarına, Paradise Adası halkına, düşman olarak yetiştirilmiş, yalnızca en korkunç işlerde ve savaşlarda asker olarak kullanılan bir halk haline gelmiştir.
Marley, Kurucu Titan gücüne (hafıza silme ve diğer tüm titanlara, titan geni olan halka hükmetme gibi kadim güçlere sahip titan) sahip olmasa da Titan geni olan Eldialılarla hem onları sömürerek hem de güçlerini istediği şekilde kullanarak hâkimiyetini sorgulanamaz bir hale getirmiştir. Öyle ki, buna karşı çıkan veya devrim yaparak Paradise Adası halkını özgürlüğe kavuşturmak isteyen anarşist Eldialara yıllarca zulmetmişlerdir. Zerk ettikleri ilaçla, onları akılsız, cinsiyetsiz ve amaçsız birer titana dönüştürüp Paradise Adasının surlarına doğru yollarlar. Yıllar içerisindeki seri bir şekilde gerçekleştirilen bu infazlar ile adanın çevresi binlerce insan eti yemeye hazır ve bütün insani özelliklerini yitirmiş çeşitli büyüklüklerde titanlarla çevrilir. Ne zaman ada halkı dış dünyayı, surların dışını görmek için bir adım atsa, bu akılsız titanlara yem olur, binlerce zayiat ve bilinmezlikle tekrar adaya geri dönerler.
Adanın içinde titan genlerine sahip ancak her şeyden bihaber bir soy, dışında ise akılsız titanlara dönüştürülmüş olan aynı soy, yıllarca birbirlerine karşı savaşır, ölür, öldürür.
Acımasız Plan
Günün birinde Marley, Paradise Adası’na sızarak kurucu titan gücünü ele geçirip adanın sahip olduğu tehdidi kökten yok etme ve tüm titan gücüne tek başına hakim olma planını hayata geçirir.
Aynı soydan, birbirlerinin aynısı olan insanların, farkında olmadan başka ırkların maşası haline gelerek birbirlerine kurdukları tuzaklar, ölümcül müdahaleler ve kaçınılmaz son aslında tam da burada başlar.
Biz, Siz, Onlar.
Titan güçlerine sahip olan Eldialı çocuklar ve ailelerinin toplu bir hezeyanı vardır. Marley için savaşıp ölürler hatta kendi şeytanlaşmış soylarını öldürürlerse ancak o zaman günahlarını temizleyeceklerdir. Ve ancak o zaman soylu ve mağrur birer Marley vatandaşı olma mertebesine yükseleceklerdir.
Marley halkı ise, zamanında Eldia imparatorluğunun yapmış olduğu soykırım neticesinde son derece kırılgan ve gaddar bir psikolojiye bürünmüştür. Adanın içinde ya da dışında fark etmez, hemen tüm Eldia soyunun şeytan olduğuna inanmakta, aynı kaldırımı, yolu, masayı paylaşmayı reddetmekte, hatta aynı savaşta yan yana ölmeyi bile kendilerine hakaret saymaktadırlar. Marley dışında dünyanın geri kalanı da Eldia soyu için aynı düşüncelere sahiptir. Ancak ada halkının ne dış dünyadaki insanlardan ne onların nefretinden haberleri yoktur.
Onlar da ada içinde kurulu, gücü dıştan içe doğru artan kast sistemiyle mücadele etmektedirler.
Marley, kanlı planıyla elindeki Eldialı titanları Paradise Adası’na sızdırır. Görevleri kurucu titan gücünü elinde bulunduran kişiyi bularak Marley’e geri dönmektir. Ancak bu beklendiği kadar kolay olmayacaktır. Çünkü adanın içinde de yaşanan taht kavgaları sonucu kurucu titan gücüne sahip gerçek aile, liderliği sahte bir krala bırakmış, yerin dibine çekilmiştir.
Bu içeri sızma planı beklenin aksine epey gürültülü olur. Dış surlar yıkılır, sur çevresindeki titanlar içeriye hücum ederek binlerce insanı öldürür. Ölenler arasında başkarakter Eren’in annesi de vardır ve Eren bu elim ana tanık olur. Dünya üzerindeki son titanı da öldürene kadar durmayacağına tam o anda yemin eder. Yıktıkları surların yarattığı kaosu fırsat bilerek adaya sızan titanlar, yani Eldialı çocuklar Reiner, Berthold ve Annie’dir.
Bu çocuklar büyük yıkımda ailelerini kaybetmiş ada sakini gibi davranırlar. Adada geçirdikleri 5 yılın sonunda, ikisi dış dünyayı keşfetme görevi olan Keşif Birliği’nde, biri de iç huzurdan sorumlu olan Askeri Polis Tugayı’nda greve başlar. Böylece casusluk görevleri yıllara yayılır.
Eren ve çocukluk arkadaşları Mikasa ve Armin de, elbette sevdiklerinin intikamını almak ve titanları yok etmek arzusu ile Keşif Birliği’ne girerler. Mikasa, çocuk yaşta ailesi bir çete saldırısına kurban gittiği sırada, Eren ve babası Grisha tarafından kurtarılan Accerman soyundan bir kızdır. Bu soy ise, güçlü ve savaşçı bir soydur. Mikasa, Kurucu Titan ailesini korumakla yükümlü olan soyun son üyelerindendir.
Bu elim olayın ardından Grisha, Mikasa’yı ailesine kabul eder. Mikasa ve Eren kardeş gibi büyürler. Mikasa’nın Eren’e büyük zaafı vardır. Bu zaaf yalnızca Eren onun hayatını kurtardığı için midir yoksa Ymir’le aynı kaderi mi paylaşıyordur? Bu yine son bölümde anlamak için epey çaba sarf edilmesi gereken bir meseledir.
Hücum Titanı - Eren Yeager
Keşif Birliğindeki görev esnasında Armin’in bir titan tarafından yendiğini gören Eren hiç düşünmeden onu kurtarmak için kendini feda eder ve titan tarafından yutulur.
Eren böyledir. Çok düşünmez, atılgan, dürtüsel ve cesaretlidir. Akıllı, planlı ve güçlü demek Eren için, hele ergenlik yılları için tamamen yanlış olacaktır. Ancak sadakati, cesareti ve adanmışlığı için tek söz söylemeye gerek yoktur. Zaman içindeki karakter gelişimi öyle bir noktaya gelir ki, başta söylemeye kıyamadığım tüm erdemleri Eren kendisinde var edecektir.
Eren, kendini Armin için feda ettiğinde sur içindeki tüm Eldialılar için de yeni bir dönemin kapısı aralanır. Eren, devasa bir titana dönüşmüş halde kendini yutan titanın karnını yırtarak dışarıya çıkar. O artık Hücum Titanı’dır.
Özgürlüğün Kölesi
Eren Yeager, kimilerinin nefret ettiği kimilerinin çok sevdiği bir anti-kahraman.
Onun hikâyesinin asıl sorumlusu babası Grisha Yeager’dır. Grisha, Marley’in sömürgesine başkaldıran ve Paradise Adası’nı özgürlüğe kavuşturmak isteyen, aslında kendi soyunu kurtarmak için devrime katılan sıradan bir doktordur.
Eldia krallığının soylularından olan karısı Dina Fritz ve oğlu Zeke ile birlikte, gündüzleri sıradan, geceleri ise devrim ateşiyle aydınlanan bir hayat yaşarlar. Ancak günün birinde örgütleri açığa çıkar ve baba sevgisinden mahrum olan oğul Zeke, ailesini ifşa eder. Anarşist eylemleri açığa çıkan karı koca, acı sonla yüzleşir. İnfaz edildiklerinde karısı akılsız deve dönüşürken; Grisha, Hücum Titanı gücünü taşıdığı için gün sonunda tekrar insana dönüşerek Paradise Adası’na sığınır. Buraya, hafızasını kaybeden kimsesiz doktor rolüyle yerleşir ve evlenerek bir hayat kurar. Oğlu Eren, aslında kendi tercihi olmayan ve ne yapsa değiştiremediği bir sonu yaşamaya böylelikle mahkûm olur.
Eren’in titana dönüşmesi bir tür uyanışın ve yepyeni belirsizliklerin ilk anıdır. Bir asırdır titan tehlikesi nedeniyle sur içinde yaşayan halk, kendilerinden birinin titana dönüşebilmesini günlük bir olay gibi karşılamaz. Çünkü bilindiği gibi, sur içi halkı da dışarıyı şeytanlaştırmıştır. Ve şimdi, bu, kendilerinden olmayan ‘şeye’ ne olacaktır? Elbette insanlığın ilk reaksiyonu yok etmektir.
Savaşın Ortasında Fedakârlık
Ancak burada devreye neredeyse tüm ömrünü titanları anlamaya ve bu tecriti sonlandırmaya adamış olan insanlar girer. Her biri ayrı ayrı başkarakter diyebileceğim, yapılsa her biri için spinn-offların çılgınlar gibi okunup izleneceğine yemin edebileceğim bu karakterleri, yazarın bizimle buluşturma şekli, klasik kahramanın yolculuğunu şaşırtacak niteliktedir.
Kıvrak zekası ve sadakatiyle gerçek bir dost Armin, keşif birliğinin komutanı, güçlü ve erdemin diğer adı Erwin, bilimin pek bilinmediği, yöntem olarak kullanılmadığı bir halkın içinde titanlara olan korkusuz merakıyla parlayan bir asker Hange, kendine has havası, gücü, mesafesi ve itaatiyle Levi, otoriteyle olan çatışması ve vakur kararlarıyla Komutan Pixis…
Gönül her karakteri ayrı ayrı yazmak istiyor ve kimi atlasam büyük haksızlık olacak gibi hissediyorum. Dostlukları ve adanmışlıklarıyla Jean, Sasha, Connie, Historia… Yine amaçlarını anladıktan sonra yakınlık kurduğumuz, Gabi, Pieck, Porco, Falco…
Çocukluklarıyla karşılaştığımız ve büyüme sancılarına tanık olduğumuz her bir çocuğun motivasyonunu ve süreçte temiz bir karakter gelişimini izliyoruz. Yaptıkları seçimler, yapmak zorunda oldukları seçimler… Bunların hiçbiri basit şeyler değildi, her biri ölüm kalım anlarında feda olma veya feda etme üzerineydi.
Burada elbette ana kahraman Eren, ama diyebilirim ki Eren, aşamalarını ezbere bildiğimiz yoldan değil de daha çetrefilli ve beklenmedik yollardan ilerliyor. Rehberlerin bizi her defasında ters köşeye oturttuğu bir şey izliyoruz. Bu daima bir tedirginliği getiriyor. Bir noktadan sonra Eren’in içindeki özgür olma ve hayatta kalma dürtüsü dışında hemen her şeyin değişip yok olabileceğine alışıyorsunuz.
Kim Dost Kim Düşman?
Dünyadaki son titanı da temizleyene kadar durmayacağına ant içmişken kendisinin de onlardan biri olduğu gerçeği Eren’i bambaşka bir pozisyona sürükler. Ada içinde bu ilmi anlayabilecek, açıklamasını yapabilecek tek kişi babası Grisha Yeager’dır.
Ancak kıyamet gününden önce Eren’e bir anahtar teslim eden ve günü geldiğinde her şeyi anlatacağını söyleyen babası, titan saldırısından sonra ortalarda görülmemiştir.
Keşif birliğinin artık en temel hedefi, Maria duvarının yıkıldığı gün elden çıkan arazideki Eren’in evine, bodrumuna gitmek ve burada saklı gerçek her neyse onu öğrenmektir.
Nihayet birçok kayıp vermesine rağmen birlik bodruma ulaşır ve burada Grisha Yeager’in sakladığı gerçekle yüzleşir.
Grisha’nın kitapları, defterleri, bir yığın kaynak, Paradise Adası’nın tarihinden, neden sur içinde kapalı kaldıklarından, dış dünyadan, dış dünyada var olan insanlardan ve onların korkunç nefretinden bahsetmektedir.
Armin’in yasaklı kitaplardan birine ulaşıp, Eren’in kalbinde özgürlük ışığını ateşlediği o bilgiler gerçektir. Dış dünyada uçsuz bucaksız sular, akan ateşler, devasa çöller vardır. Ve insanlar… Kendilerinden başka yaşayan insanlar vardır.
Bu bilgiler tüm halkla paylaşılır. Ancak halkın içinde de elbette bu sırrı saklayan bazı din adamları, devlet adamları vardır. Tüm gerçek bunlara rağmen açığa çıkar.
Bu gerçeklerden sonra Eren’in tek motivasyonu dış dünyayla yüzleşmek ve sadece var olma, yaşama, hayatta kalma haklarını ellerinden alan bu insanlardan intikam almaktır. Ve elbette kendi insanlarının, hak ettikleri gibi bir hayatı yaşamaları için elinden ne geliyorsa yapmaktır.
Seçimler ve Özgür İrade
Nihayet, Eren’in tek başına Marley’e yaralı bir asker kılığında sızması ve düşmanlarıyla onların topraklarında savaşmayı seçmesiyle gelir.
Kölelikten iliklerine kadar nefret eden Eren, kendi yaşam haklarına saldıran ve yıllarca tüm soyunu kapana kıstıran dünyanın geri kalanını yok etmeye karar verir.
Seçim dediklerimiz gerçek seçimler midir, özgür irade var mıdır? Yoksa önümüze ne geliyorsa onu oynayan piyonlar mıyız? İnsanlık hala bu soruların cevabını arayadursun, Eren özgürlük için kendisinden vazgeçmeyi seçmiştir. Marley’in uygulayacağı Eldia soyunu kurutma politikasını görmezden gelerek, kendi halkından, birliğinden olanlara, arkadaşlarına sırtını dönerek, onların yaşam ve üreme hakkını tek başına savunmaya karar verir.
“Sizin uzun bir ömrünüz olsun istiyorum. Dünyada sizden daha çok önemsediğim bir şey yok.” der arkadaşlarına.
Bu romantik itirafı yaptığında Eren’in kafasında bir netlik oluştuğunu çok sonradan anlarız. Ailesine, sevdiği kadına, en yakın dostuna ve sırt sırta savaştığı arkadaşlarına, onu yaşatmak için hayatını feda eden dostlarına bir armağan vermeyi, özgürlüklerini onlara geri vermeyi seçmiştir Eren.
“Tatakae, Tatakae, Tatakae”- “Savaş, Savaş, Savaş”
Kazanmanın Tek Yolu Savaşmak.
“Hiçbir şeyden fedakârlık edemeyen insanlar, hiçbir şeyi de değiştiremezler.”
Ancak bu fedakarlığın bedeli çok büyüktür. Eren kurucu titan gücünü de kardeşi sayesinde ele geçirerek artık son adımı atmak için eline tüm silahları almıştır.
Başlarda Eren, gammaz üvey abisi, Marley’in gözde kölesi Zeke ile Paradise Adası’nın soyunu kurutma planına sadık gibi davranarak herkesin güvenini kazanır. Çünkü Kurucu dev gücünü kullanmak için aynı kandan birine, Zeke’e ihtiyacı vardır. Nihayet kuruculuğu ele geçirdiğinde o meşhur The Rumbing’i başlatır. Surlara hapsedilen binlerce Muazzam Devi tekrar hayata döndürür ve dünya üzerindeki ezici yürüyüş emrini verir.
Planın tıkır tıkır işlediğini düşünen Zeke için büyük bir yanılgıda olduğunu anlama vakti gelmiştir. Eren elde ettiği zaman hâkimiyeti, ortak bilinci yönetme gibi güçleriyle en başından beri geçmişi değişiyordur.
Babası Grisha’nın Flitz ailesinin tüm üyelerini yok etmesi, Hücum Titanını Eren’e devretmesi, Eren’in annesinin kendi gözleri önünde yem olması… Bunların hepsini Eren’in kendisi tasarlamıştır. Ancak Eren binlerce kez olmuş olacakları, olacak olanları ve olanları görmüş, bu yol dışında başka bir çıkış yolu bulamamıştır.
"Shinzou Sasageyo" - "Kalbinizi Adayın”
Peki Eren’in başlattığı bu yok edişin karşısında kimler vardır? Eren’in uğruna dünyayı yok etmeyi göze aldığı o insanlar… Eren’in ne yaptığını ve neden yaptığını geç de olsa anlarlar ancak yine de kendilerini düşünmek yerine bu kötülüğün ve katliamın karşısına çıkarlar, hayatları pahasına, Eren’in hayatı pahasına…
İşte insanı böylesine muazzam yapan şey de bu değil midir?
Ne barındırıyoruz içimizde? Bütün bu kötülüğün ve şeytanlığın karşısında, bu merhamet ve fedakarlık nereden geliyor?
Eren elbette kendisinin öldürüleceğini biliyordu, kimin ve ne şekilde olacağından emindi. Öyle olması gerekiyordu. Muhtemel diğer senaryolar bir çıkış yolu vermiyordu.
Ve Mikasa, sanıyorum Eren’in boğazını kestiği bıçakla kendi kalbini de ikiye ayırmıştır. Ancak bu hamleyle hem köle Ymir’i hem kendini hem de Eren’i özgürlüğüne kavuşturdu. Ymir’in aksine aşka yenik düşmedi, doğru kararı vererek sonsuz hüzünle aydınlık tarafa geçti, köleliğe son verdi.
Eren’den nefret edenlerin çok haklı sebepleri olduğunu biliyorum. Ancak surun içindekilere de dışındakilere de önyargısız bakabilmeyi başardığınızda onları anlayabilirsiniz.
Şu halde Rainer’den sonsuza kadar nefret mi edelim? Peki ya Annie? Peki köle Eldialılar? Soykırımın intikamını almak isteyen ve Eldialıları şeytanlaştıran Marleyliler?
Dediğim gibi, hak vermekten ya da affetmekten bahsetmiyorum. Yalnızca anlamayı hedefliyorum.
İnsanlar nasıl, ne şartlarda hangi motivasyonlarla yetiştiriliyorlar, neye inanıyorlar, kimi düşman belliyorlar? Bunların her birinin ayrı parametreleri var. Mutlak iyiliği savunmak dünyanın en kolay işi. Kolaycılığı seçebilirim. Mağrur olmayı ve diğerlerini suçlamayı seçebilirim. Ama ben, o insanları o hale getiren motivasyonu anlamak istiyorum.
Zira nihayetinde karşı karşıya geldiklerinde baş başa kaldıklarında aynı olduklarını anlıyorlar.
Reiner ve Eren’in yüzleştikleri sahnede: “İkimiz aynıyız” diyor Eren. Onların da hangi motivasyonla bunca katliamı yaptıklarını biliyor ve bir yerde kendi de anlaşılmak istiyor. Birazdan olacakları, dökeceğim kanı en iyi sen anlarsın diyor alt metinde.
Reiner ise yıllarca mücadele ettiği ambivalanstan tükenmiş halde Eren’den kendisini öldürmesini istiyor. Artık ölmek ve her şeyi geride bırakmak istiyor. Paradise Adası’na sızıp, oradakilerin de aslında yalnızca insan olduğu, kendileri gibi olduğu gerçeği ona o kadar ağır geliyor ki, zihni bölünüyor. Hatta öyle ki onu zaman zaman, asli görevini ve kimliğini tamamen unutmuş halde, kendisini keşif birliğinin sadık askeri gibi hissettiği anlara tanık oluyoruz.
Reiner’in tüm edimlerinin altında çok basit bir şey var: sevilmek ve ait hissetmek. Annesi, ailesi, Eldialı çocuklar onu sevsin, gurur duysunlar istiyor, düşmana karşı gerçek bir güç olmak istiyor. Peki, düşman anlamını kaybettiğinde ne oluyor? Aslında ortada başından beri düşman falan olmadığını anlayan Annie’ye ne oluyor? Dönecek, onu olduğu gibi kabullenecek bir ailesi bile olmayan o çocuk ne hissediyor?
Bu kadar büyük kayıpların, büyük yıkımların, katliamların arkasında yine basitçe insanın sevilme arzusunun çıkması kimi şaşırtıyor?
Sevilme Arzusu
İnsan sevilmek istiyor, ait olmak istiyor. Ve bunun için gerekirse dünyanın geri kalanını ateşe atabiliyor.
Buradakileri anladığınızda hak vermeseniz de dünyayı anlamaya biraz daha yaklaşmış oluyorsunuz. Nihayet yazarın amacının bu olduğunu varsayıyorum bir okur olarak. Öyledir veya değildir. Ama ben öyle varsaymak istiyorum.
İnsanın nasıl bir canlı olduğunu, yaşamanın hayatta kalmanın nasıl güçlü bir motivasyon olduğunu anlamak için yazılmış olduğunu düşünüyorum. Bütün her şeyi geçelim. Sanıyorum meselenin en pür anlatımı hikâyenin son bir dakikasında netleşiyor.
İnsan var oldukça kimsenin savaşmaktan vazgeçemeyeceğini, insanın bir yanının yıkım olduğunu ve insanlık var olduğu sürece de sebep her ne olursa olsun bu yıkımın devam edeceğini anlatıyor. Birileri o taşı atacak, o tetiği çekecek, o yalana inanacak ve böylelikle bu düzen de devam edecek.
Irkların birbirlerine düşmanlığı, soykırımlar, savaşlar, tecritler… Bunların olmadığı tek bir dönemi ya da dönemi boş verin günü söyleyebilir misiniz?
Filler tepişirken altta ezilen çimenleri kim umursuyor ki? Başından sonuna birbirinin aynı olan insanları, birbirlerinin gırtlaklarını keserken izliyoruz.
Ben yazarın Titana, yani canavara dönüşme fikrini de bir metafor olarak kullandığını düşünüyorum. Irkların birbirleri üzerine attığı da bu değil mi? Şu anda dünyanın birçok yerinde savaşlar var. Bunların her biri diğerini canavar olarak suçlamıyor mu? Zamanında soykırım kurbanı oldukları için intikam ateşiyle yanıp canavara dönüşen ırkları izlemiyor muyuz tüm gün? Ya da sadece kendini diğerlerinden üstün gördükleri için yaşama hakkının sadece kendilerinde olduklarını düşünenleri…
Her gün… Her gün bir Rumbling izlemiyor muyuz?
Kızgın, korkunç, dev ayaklar altında ezilip gidiyoruz.
Psk. Naz Yazıcı