Görünürlük çağında artık yalnızca bir iş yapmak yetmiyor, yaptığımız işi anlatmamız, neden yaptığımızı açıklamamız, başkalarından farkımızı göstermemiz ve tüm bunları en dikkat çekici şekilde sunmamız bekleniyor.
Üstelik bunu sürekli yapmamız gerekiyor. Sessizce üreten ve üretimi en mükemmel şekilde yapanlardan kimsenin haberi yok. Ürettiğini hatta üretim sürecini anında paylaşan kimseler herkesin odağında. Sosyal medya araçlarının tetiklediği müthiş bir paylaşım enflasyonu var.
İnsanlar çılgınca üretiyor (veya öyle görünüyor) ve paylaşıyor. Zamanla yalnızca yaptıklarını değil, kendilerini de anlatılabilir, sunulabilir ve tüketilebilir bir şeye dönüştürüyorlar.
İşte bu ortamda görünür olmak, yalnızca bir iletişim becerisi olmaktan çıkıp neredeyse kişisel bir sorumluluğa dönüşüyor. Kendini anlatmayanın bilinmediği, bilinmeyenin tercih edilmediği, tercih edilmeyenin de sanki yeterince iyi olmadığı bir düzenin içindeyiz. Bu çılgın akışa kapılmamak veya biraz dikkatli davranmaksa büyük bir çılgınlık hatta gereksiz bir idealistlik olarak görülüyor.
Oysa bir insanın yaptığı işin değeriyle o işi ne kadar iyi pazarladığı aynı şey değil!
Kendini çok iyi pazarlayan biri, işini mutlaka çok iyi yapıyor olmayabilir. İşini iyi yapan biri de onu anlatmakta aynı ölçüde başarılı olmayabilir. Fakat görünürlüğün giderek önem kazandığı bir dünyada bu iki beceri birbirine karışıyor. Hatta bu talihsiz durum insanların bizi, yaptığımız işin niteliğinden çok onu ne kadar etkileyici sunabildiğimiz üzerinden değerlendirmesine neden oluyor.
Bu da elbette doğru bilginin de görünürlüğün altında ezildiği bir tabloyu çıkarıyor önümüze. Hemen her konuda işin profesyonelleri yerine medyada daha görünür olan kişilerce bilginin (!) sunulması/dağıtılması artık o kadar garip karşılanmıyor. Örneğin sağlık tavsiyeleri hekim yerine kendini şifacı olarak tanıtanlardan, psikolojik destek psikolog yerine kendini ilişki koçu olarak tanıtanlardan, diyet listeleri ise diyetisyen yerine kendini sağlıklı yaşam gurusu olarak tanıtan kişilerden alınıyor. Ama kaçırılan çok önemli bir husus var; bu tehlikeli durum şarlatanlar dışında kimse için iyi bir sonuç doğurmuyor.
Çok da uzak olmayan bir zamanda, bu konunun müdahale edilebilir, düzeltilebilir olduğunu düşünüyordum. Birileri bizim uzmanlaştığınız konularda halkı yanlış bilgilendiriyorsa, o halde doğruyu anlatmak da bize düşüyor diye düşünüyordum. Çıkıp onlar kadar sesimizi yükseltmenin yeterli olacağına, çatlak sesleri bastıracağına inanıyordum. Ama işler değişeli çok oldu ve o tren çoktan kaçtı. Bir şeyler geri döndürülemez şekilde yok oldu. Öyle ki adeta görünürlüğün cazibesi herkesi yuttu, iyi-kötü herkesi eşitledi sanki.
Gelinen Bu Noktada Hala Doğru Olanı Yapmak Bizi Görünür Kılar mı?
Bunun cevabını ben de bilmiyorum ama öyle umuyorum. Çünkü görünürlükle sınanan ve işini en mükemmel şekilde, sakin ve sessizce yapan çok kişi olduğunu biliyorum. İşlerin tavsandığı yerde elinden gelenin en iyisini yaparak, etiğin hiçe sayıldığı yerde kendi kurallarını yazarak, beyhude içeriklerin çılgınca tüketildiği yerde yarına kalacak işlerin peşinde koşarak direniyorlar.
Peki, bu insanlar için kendini anlatmak neden bu kadar zor ve rahatsız edici?
Görünür Olmaya Çalışmanın Sonsuz Çilesi
Görünür olmaya karşı mesafeli olan kişilerin aklından tam olarak neler geçtiğini bilmek imkânsız, ancak tahmin etmek zor değil.
Bu kişiler kendileri hakkında olumlu bir şey söylemenin, öne çıkmanın bir bedeli olabileceğini düşünebilirler. Fazla iddialı, kendini beğenmiş, gösterişçi ya da yalnızca bir şey satmaya çalışan biri olarak algılanmaktan çekiniyor olabilirler. Sığ bilgiyle dünyaları pazarlayanlar adına utanırken, kendilerine dair en ufak bir övgüde onlar gibi algılanacakları korkusu yaşıyor olabilirler. Veya işi istikrarlı bir şekilde mükemmel yapmanın günün birinde kendiliğinden parlamayı getireceğine dair romantik ve yanlış bir inanca sahip olabilirler.
“Self-Promotion” temalı çalışmalar bu durumu yalnızca kişisel bir çekingenlik meselesi olarak ele alınmıyor; alçakgönüllülük normları, başkalarının değerlendirmesinden duyulan kaygı, samimiyet algısı ve profesyonel görünürlük arasındaki ilişki de araştırılıyor.
Örneğin, Londra ve Berlin’de klasik müzik eğitimi almış kadın müzisyenlerle yapılan ve üretmekle kendini pazarlamak arasındaki gerilim temalı araştırmada, kişinin ürettiği işe bağlılığı ile o işi ticari olarak görünür kılma zorunluluğu arasında çatışma yaşanabileceği vurgulanmış. Araştırmaya göre öz tanıtımın mesleki fırsatlara erişim açısından önemli görülmesine rağmen katılımcıların bir bölümü kendilerini tanıtmakta isteksiz davranmış. Yani bazı insanlar kazanımları olsa bile öz tanıtımı ısrarcı, samimiyetsiz hatta itici bir davranış olarak yorumlayabiliyor.
2025 yılında Cambridge Üniversitesinde yapılan bir diğer çalışmada, kendini pazarlama davranışının cinsiyetler arasında farklılaştığı, kadınların olumlu toplumsal davranışlarını duyurma olasılığının erkeklere kıyasla beş kata kadar daha düşük olduğu bulunmuş. Bu da bize, kişilerin yaptığı iyi bir işi görünür kılmasının yalnızca bireysel tercihlerle değil, cinsiyete dayalı toplumsal beklentiler ve başkalarının değerlendirmelerine ilişkin kaygılarla da ilişkili olabileceğini gösteriyor.
Kendini Anlatmanın Başka Bir Yolu Mümkün mü?
Kendimizi anlatmak zorunda olduğumuzda iki seçenek varmış gibi davranıyoruz: ya kendimizi öne çıkaracağız ya da geri çekileceğiz, ya iddialı cümleler kuracağız ya da sessiz kalacağız.
Oysa arada başka bir yol olabilir; kendi yolumuz, kendi yolculuğumuz.
Bunun için belki de kendimiz hakkında hüküm vermek yerine yaptığımız işi en sade şekilde ve istikrarla anlatmayı seçebiliriz.
“Ben çok iyi bir eğitmenim,” demek yerine nasıl bir öğretme deneyimi tasarladığımızı anlatabiliriz. “Ben fark yaratıyorum,” demek yerine hangi sorunun peşinden gittiğimizi gösterebiliriz. Herkese hitap ettiğimizi iddia etmek yerine kimlerle, hangi ihtiyaçlar üzerine çalıştığımızı açıklayabiliriz.
Bu yaklaşım, yaptığımız işin ticari tarafını ortadan kaldırmaz. Sonuçta bir ürünün, hizmetin ya da emeğin karşılığını almak istiyoruz. Bir işin sürdürülebilmesi için onun duyulması, anlaşılması ve tercih edilmesi gerekiyor.
İhtiyacımız olan şey, ortaya koyduğumuz ürünü, kendi sesimizi kaybetmeden pazarlamanın yollarını aramak. Gün sonunda olmak istemediğimiz kişilere dönüşmeden, kendi sesimizle kendi yolumuzu yürümek emeğimizi görünür kılacaktır.
Kendimizi küçültmeden, olduğumuzdan büyük görünmeye çalışmadan atacağımız adımlar, haksız görünürlük ve şarlatanlıkla savaşmanın en iyi yoludur belki de…
Psk. Naz Yazıcı
Kaynaklar: